www.belkizcikdem.com hoşgeldiniz..
anasayfaya gitmek için tıklayın..
    

Küçük Bir Hikaye

Japonlar taze baligi hep cok sevmislerdir. Fakat japonya sahillerinde bol balik bulmak mumkun olmamaktadir. Balikcilar, Japon nufusu doyurabilmek icin daha buyuk tekneler yaptirip daha uzaklara acilabilmislerdir. Balik icin uzaklara gidildikce, geri donmesi de daha cok vakit alir olmustur. Donus bir - iki gunden daha uzarsa, tutulan baliklarin da tazeligi kaybolmaktadir.Japonlar tazeligi kaybolmus baligin lezzetini sevmemislerdir. Bu problemi cozebilmek icin balikcilar teknelerine soguk hava depolari kurdurmuslardir. Boylece istedikleri kadar uzaga gidip, tuttuklarini da soguk hava deposunda
dondurulmus olarak saklayabileceklerdi.Ancak Japon halki taze ile donmus balik lezzet farkini hissedebiliyor ve donmus olanlara fazla para odemek istemiyorlardi.

Balikcilar bu defa teknelerine balik akvaryumlari yaptirdilar. Baliklar iceride biraz fazla sikisacaklardi, hatta, birbirlerine carpa carpa birazda aptallasacaklardi, ama yine de canli kalabileceklerdi.Japon halki canli olmasina ragmen bu baliklarin da lezzet
farkini anlayabiliyorlardi.

Hareketsiz, uyusmus vaziyette gunlerce yol gelen baligin, canli, diri hareketli taze baliga gore lezzeti yine de etkilenmisti.

Balikcilar nasil olacakta Japonya'ya taze lezzetli baligi getirebileceklerdi ?
.....

Siz olsaydiniz ne yapardiniz ?
Hedeflerinize ulasir ulasmaz, mesela mukemmel bir eş; buldunuz veya cok basarili bir firmaya girdiniz, borclari odediniz
v.s. Heyecaniniz kaybolmaya baslamaz mi? Asiri calismaniz gerekmiyorsa rahatlamaz misiniz?Lotoda buyuk ikramiyeyi kazananlar parayi savurmaya baslamaz mi ?

Japonlarin Taze balik probleminde oldugu gibi cozum aslinda basittir.1950'lerde L.Ron Hubbart'in gozlemledigi uzere
"Insanoglu ancak hirs iddiasi icinde bulunursa anormal cabalar sarfeder."Ne kadar akilli, uzman, inatci iseniz iyi bir
problemle ugrasmaktan o kadar zevk alirsiniz.Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu adim adim cozebiliyorsaniz
bundan da o derece mutluluk duyarsiniz, heyecan duyarsiniz ve enerji dolu, canli, ayakta kalirsiniz. Japonlarda baliklari yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular, ancak icine kucuk bir de kopekbaligi attilar. Bir miktar balik kopekbaligi tarafindan yutulmustu, ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kalabilmislerdi. Buradan da gorulecegi uzere problemlerden, uzaklasmaktansa icine atlamak, bogusmak ve onlari yenmek gerekir. Problemimiz cok ve cesitli olabilir. Ümitsiz olmayin. Onlari taniyin,organize edin, kararli olun, daha cok bilgi ve yardim destegi ile onlarla savasin.

Beyninize bir kopekbaligi atin ve nelere ulasabileceginizi o zaman gorun.

    

Ankaralı Simitçi

    Son bir yıldır öğle yemeklerini dışarıda yemek durumunda kaldığımızdan işyerinden iki ağabeyimle Tunalı civarlarında yemeğimizi yiyor ve öğleden sonrası için de Tunalı Pasajı karşısındaki köşeden simit alıyoruz.Yaklaşık on-on beş gündür tezgahın başka birisi tarafından işletildiğini fark etmiştim. Dün bu sefer simidi ben alacağım diyerek, tezgaha gittiğimde simitçi ortalıkta görünmüyordu. Ben de her tezgahın başında simitçi olmadığında, Türklerin yaptığı refleks ile tezgahın camını açacak ve parayı koyarak iki tane simit alacaktım. Öyle de yaptım, tezgahın sürgülü camını açtım, 1 YTL' yi rafa koydum ve tam simitleri alacaktım ki, orada üstüne el yazısıyla bir şeyler yazılmış, müsvedde kağıtları gördüm.
    Beni iyi tanıyanlar ne kadar meraklı olduğumu bilirler; "Yahu bu da nedir, ne yazmış bu adam acaba, bir bakayım," dedim:
8:10 - 2
8:15 - 1
8.21 - 1
8.22 - 2
Anlayacağınız bu listede öğleye kadar hangi dakikada kaç simit satıldığı yazıyordu.
Sonra bu listenin altına 13:55 - 2 yazıp, ne yazdığıma dikkat etsin diye 2'nin üstüne bir de yıldız koydum ve simitleri aldım.
Veritabanı tutmaya bayılırım. "Allahım adamdaki bilince bak, veritabanı tutuyor!" dedim. Ama emin değildim. Belki de belediye böyle bir şeyler istemiştir falan... dedim.Neyse uzatmayayım, bugün yine aynı simitçiye uğradım, bu sefer oradaydı.Nasılsın, iyi misin, hoşbeşinden sonra" 13:55 simitlerini toplama ekledin mi?" diye sorunca: "Abi sen miydin o?" diye gülümsemeye başladı. "Neden böyle bir liste tutuyorsun?" diye sordum, "Belediye mi istiyor?" " Yok abi, ben 15 gün önce aldım bu tezgahın işletmesini, henüz yabancısıyım müşterinin dedi. Bunları dakika dakika yazıyorum, hangi saatlerde müşteri yığılıyorsa, ona göre sıcak simit getireceğim, o gün sabahın simidi akşama kaldı, utandım müşteriden" dieyince ellerine sarılıp öpmek geldi içimden.
Yaa işte böyle...
İster CRM (Customer Related Management) deyin, ister PR (Public Relation), isterseniz de (MR) Market Research...
   Ben simitçinin yaptığı işten kendime mesaj çıkarmazsam ölürdüm. Ne mi çıkardım?... Yoo, o kadar uzun boylu değil, her şeyi de yazacak değilim ya!... "Herkesin Mesajı Kendine..."
  Artık her simit aldığımda aklıma VERİTABANCI SİMİTÇİ gelecek. Zekâ, işine saygı, kâr arttırma bilinci... Hepsinin sonucunda yaratılan gerçek katma değer ve farklılaşarak rakiplerinden ayrılma...
  Bunları öğretmek için yıllarca insanları yüksek ücretli okullarda okutuyorlar. Sonuç " veritabancı simitçinin " yanından bile geçemeyecek olanlar bakın her yerde yüksek maaşlar alıp, endam gösteriyorlar..
 

    

MICROSOFT VE iŞSiZ TEMiZLiKÇi

  İşsizin biri, temizlik işleri için Microsoft'a başvurur. İnsan Kaynakları,bir ön görüşmenin ardından test (yeri temizlemek) yaparlar ve "işe alındın, e-mail adresini ver, sana başvuru formunu göndereyim, aynı zamanda, işe başlamak için geleceğin günü bildiririm" der.Adam çaresiz, bilgisayarının, ve dolayısı ile e-mail adresinin olmadığını söyler. İnsan Kaynaklarından, onun adına üzüldüklerini, fakat e-mail'i yoksa, kendisinin de varolmadığını ve kendisi de olmadığı için işe alınamayacağını söylerler.
  Adam umutsuzca, ne yapacağını bilmeden, cebinde sadece 10$ ile çıkar.Ve bir markete girerek 10 kiloluk bir kasa domates alır. Kapı kapı dolaşarak, 2 saat içersinde sermayesini ikiye katlar. İşlemi birkaç kez daha tekrar eder ve aksam eve döndüğünde 60$'i vardır.Ve bu şekilde yaşayabileceğini anlar, her sabah erkenden evinden çıkar ve aksam geç saatlere kadar çalışır, ve her gün parasını üçe, dörde katlar. Az bir zaman sonra, bir el arabası alır, bunu bir kamyonla değiştirir ve bir sure sonra artık, birçok araçtan oluşan bir nakliye şirketi sahibidir.
5 sene geçer, adamımız Birleşik Devletlerin en büyük gıda nakliye  şirketlerinden bir tanesinin sahibidir artık. Artık ailesini ve geleceğini düşünmektedir, ve hayat sigortası yaptırmaya karar verir. Bir sigorta şirketini arar, kendine uygun bir plan seçer ve konuşma biterken, sigortacı, teklifi gönderebilmek için adamın e-mail adresini ister. Adam e-mail 'inin olmadığını söyler
"Şaşırtıcı, der sigortacı, e-mail'iniz yok ve bu hanedanlığı kurabildiniz, düşünün, ya bir de e-mail adresiniz olsaydı.."

Adam düşünür ve şu cevabı verir:

- Microsoft'ta temizlikçi olurdum!!

Bu hikayeden alınacak dersler :

1- Internet, hayatının çözümü değildir.
2- Eğer Microsoft'ta temizlikçi olmak istiyorsan e-mail adresi edinin.
3- Eğer e-mail'in yoksa ve çok çalışıyorsan, zengin olabilirsin.
4- Eğer bu hikayeyi e-mail vasıtası ile aldıysan, temizlikçi olma şansın
milyoner olma şansından daha fazla :D

    

İlginç Bir Tez

  Bir lisanüstü öğrencisi bir yaz mevsimi süresince her gün üzerine siyah-beyaz çizgili bir tişört giyerek Harvard futbol sahasına gider.15 dakika boyunca sahayı bir uçtan diğer uca yürüyerek yerlere kuş yemi serper.Bu arada cebinden bir hakem düdüğü çıkartıp öttürür.Yağmur,çamur demeden hergün aynı saatte aynı hareketleri törensel bir ciddiyetle yapar.Derken sonbahar gelir,futbol mevsimi başlar.Harvard futbol takımının ilk maçı oynayacaktır.Siyah-beyaz tişörtlü hakem başlama düdüğünü çalar ve o anda olanlar olur.Yüzlerce kuş sahaya hücum eder ve doğal olarak maç ertelenir.
  Bu arada öğrenci tezini vermiş ve mezun olmuştur..

    

Diplomasi bu olsa gerek :D

   Adamin biri Afrika'da safariye çikarken yanina minik köpegini de almis. Minik köpek bir gün ormanda dolasip, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kayboldugunu fark etmis. Ne yapacagini düsünürken bir de bakmis ki karsidan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyecegini ariyor. "Simdi basim dertte" diye düsünmüs minik köpek. Etrafina bakmis yerde kemik parçalarini görmüs. Hemen arkasini leoparin geldigi yere dönerek kemikleri kemirmeyebaslamis, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalisiyormus. Leopar tam saldiracakken minik köpek kendi kendine konusmus; "Ne kadar lezzetli bir leoparmis. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mi?" Bunu duyan leopar bir anda donmus kalmis ve en yakindaki agaca tirmanarak dallarin arasina saklanmis. "Tam zamaninda kurtardim yoksa bu köpege yem olacaktim" diye düsünmüs leopar.
  Bütün bunlar olup biterken bir baskaagacin üstündeki bir maymun olanlari izliyormus. Bildiklerini kullanarakbundan sonra leopardan kurtulabilecegini düsünmüs. Leoparin yanina giderek neler oldugunu anlatmis. Leopar kopegin yaptiklarina çok sinirlenmis ve maymuna "Atla sirtima, gidip sunu yakalayalim" demis. Ancak minik köpek neler oldugunu pek anlayamamış ve leoparin sirtinda maymunla birlikte süratle kendisine yaklastigini fark etmis. "Simdi ne yapacagim" diye düsünürken kaçmaya tesebbüs etmemis. Bunun yerine arkasini leoparin geldigi yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmis. Tam leopar saldiracakken yine kendi kendine konusmus; "Bu aptal maymun da nerede kaldi? Yarim saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!" :):)
   Diplomasi böyle birsey iste... (yapabiliyorsan; hızlı düşün, sakin ol, güçlü görün ve düşmanını kendi silahı ile yen!)

  19.11.2008

 

www.bahadirarslan.com www.maxiasp.net www.maxiasp.com www.evrenayan.net www.candundar.com.tr

 

 

 

 

 

 

 

 

Visual Studio.net 2005 - Asp.net 2.0 teknolojileri kullanılmıştır. Hazırlayan:Belkız ÇİKDEM